5 Kasım 2010 Cuma

Fondü

Kahve Dünyası'na gidip de "Fondü" denemediyseniz; hemen geri dönüp deneyin. Bu kadar kararlı soyluyorum bunu, dusunun artık. Kahve Dunyası'nda en sevdigim urunlerden biri.

Eritilmis cikolataya, dilimlenmis meyve parcacıklarını bandırıp bandırıp yiyorsunuz. Ben ozellikle muz ve cilegi tercih ediyorum. O nefis tat, o essiz cikolata kokusu.. Yok boyle bir sey. Isteyenler fondü set alıp evde kendileri yapabilirler. 

Yalnız bir noktaya da deginmeden gecemiyecegim: kalori. Fondü iyi guzel de, kalorisi biraz fazla iste. Gerci Kahve Dunyası'na giden bir insan bunu coktan goze almıs demektir ama neyse. :)

Lady Gaga: İtiraf

Bugun okul cıkısında servise binip eve geldim. Ustumu degistirdim, yemegimi yedim ve bilgisayara girdim. Buraya kadar hersey normal ilerliyordu. Sonra bir ara aklıma "number1"nın sitesini ziyaret etmek geldi. Malum su sıra sınavlar nedeniyle biricik bilgisayarımdan ayrı dustum. Neyse girdim siteye. Haberleri tek tek incelerken bir de ne goreyim: Lady Gaga. Tabiki 'yine ne ilginclik yapmıstır' diye merak edip baslıgı bile okumadan, hemen girdim habere. Sayfa acılınca buyuk puntolarla "Aslında Utangacmıs" yazmaz mı! Derhal haberi okumaya basladım:


"En çılgın kostümleri giyip, en ilginç müzik videolarına imza atıyor olsa da Lady Gaga aslında son derece utangaç olduğunu söylüyor: “Başka sanatçılarla çok fazla tanışmıyorum çünkü aslına bakarsanız biraz utangacım. Tanıdığım insanlara karşı değil ama tanımadıklarıma karşı oldukça… Hollywood mizanseninde hep utangacım, biraz lisedeki gibi, tam olarak uyum sağlayamıyorum.”"


seklinde bir yazı gorunce, sordum kendime: "Lady Gaga utangacsa eger etrafımızda gordugumuz utangacımsı yaratıklar da ne?" dusunduuum dusunduuum.. Tabi ki bir yanıt bulamadım bu soruya. Siz de kendi kendinize sorun, bakalım bulabilecek misiniz?

29 Ekim 2010 Cuma

Browni

Fotoğraftaki browniyi gördükten sonra, içinizdeki browni tutkusunun depreştiğini hissedebiliyorum. Benimde öyleydi. Fakat artık çok geç.

Kuzen bu akşam bizde kaldı. Ve birlikte televizyon karşısında browni yemeğe karar verdik. Evdekilere de dağıttıktan sonra, oturduk browninin başına. En başta herşey güzel gidiyordu. Ta ki son browniye gelene kadar. Son browniyi kim yiyecekti? İlk başta ikimizden de "ben ben ben" diye sesler gelmeye başladı. Baktık bu böyle olmayacak yazı-tura atmaya karar verdik. Ben genelde yazı çıkar mantığıyla yazıyı seçtim. Fakat işler benim planladığım gibi gitmedi. Bozuk parayı attım yere düştü. Bir-iki kez kendi etrafında döndükten sonra tamamen durdu. İşte o an benim yenildiğim andı. Son browniyi kuzenim yiyecekti ve yedi. Ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Ama olan oldu. Buradan tüm browni yiyenlere sesleniyorum: eğer başınızdan böyle birşey geçerse kesinlikle işi yazı-turaya bırakmayın. Kuzeniniz televizyona baktığı sırada gizlice yemeğe başlayın. Ne diyelim artık olan oldu: "Afiyet olsun kuzen!"

28 Ekim 2010 Perşembe

Mynet Okey

Uzun zamandır mynet'te okey oynamıyordum. Bugün hazır okula da gitmemişken bir gireyim dedim. Bir baktım şeklini, şemalini değiştirmişler. İlk başta gözüm alışamadı, eskisini aradım. Fakat 4-5 dk sonra alıştığımı hatta sevmeye başladığımı farkettim. Yeşillere boyanmış, bizim bembeyaz okey masamız. O an anladım ki, daha önceden yenmiş olduğum yönetici Hamdi Dayı sinirlenip elini masaya vurunca, boya kutusunu devirmiş. Ama olsun biz onu bu agresif haliyle bağrımıza bastık, ne yaptıysa kabulümüzdür. Bu arada havamı da atmazsam olmaz. Oynadığım oyunu, okeyle aldığımı belirtmek istiyorum. Karşımdakilerin yüzünü birebir görmek isterdim. Kızardılar mı, morardılar mı orasını bilemiycem. Neyse bu günlük bu kadar yeter. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle..

Howl's Moving Castle

Geçenlerde anime arşivimi karıştırırken, önceden izlediğim ve çok beğendiğim bir animeye rastladım: Yürüyen Şato. Konuyu dağıtmadan, ben size biraz içeriğinden bahsedeyim.

"Hikaye Sophie adında genç bir şapkacı kızın başından geçiyor: Bir gün dükkanını kapatmak üzereyken kötülükler cadısı gelip, onu büyüleyince 90 yaşında bir nineye dönüşür. Çevresindekiler onu artık tanıyamayacağı için evden ayrılır. Howl adında bir büyücünün şatosuna gider ve Howl'dan etkilenir. Şatonun yürümesini sağlayan ateş cini de aslında büyülenmiştir. Birlikte kendilerini eski hallerine döndürmeye çalışırlar. O sıralarda büyük bir savaş yaşanmaktadır. Artık Sophie ve ateş cini sadece kendilerini değil, sevdiklerini kurtarmak için de mücadele ederler."

Olay kabaca bu şekilde gerçekleşiyor. Benim iğrenç anlatımım karşısında izlemekten vazgeçerseniz, büyük bir hata yapmış olursunuz. Benim tavsiyem, boş zamanınızda kesinlikle bu animeyi izlemenizdir. Şimdiden iyi seyirler.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Kimya

Eğer 14 yaşındaysan ve liseye yeni baslamıssan, hayat gercekten bok gibi. 3 sene boyunca SBS için deli gibi çalışanların aksine ben gayet rahat takılmıştım. Çalışmak bana göre değil zaten. Ama bu sene anladım ki işler böyle yürümüyor. Kimya: korkulu rüyam. Okula bir hafta geç başlamanın getirmiş olduğu sıkıntılarla birlikte, kimya dersi tam bir facia! 

İlk derslerde, her zaman yaptığım gibi pek takmadım. Fakat her geçen gün işler daha bir karışıyor. Hele de sınavların başlamasına bir hafta kaldıysa. Bu nedenle şu saatten itibaren çalışmaya karar verdim. ... Evet, saatin geç olduğunun ben de farkındayım. Yarın çalışırım artık. (yarın da ertelememek ümidiyle) Lisede de dersler çalış çalış bitmiyor arkadaş! Ben ortaokulun gözünü seviyim. Ne güzel dört-beş ders vardı, hepsine teker teker çalış. Burda birine çalışıyorsun diğeri kalıyor; diğerine çalışıyorsun öteki kalıyor.

Ama ben kararımı verdim. Alıcam Zekai ve Pırıl'ı, çıkıcam boğaz köprüsüne. İsyan edicem arkadaş! Olmaz ki böyle. Neyse yeter bu kadar ağlanmak. Saatte geç oldu zaten. Herkese iyi geceler!